. : Duyurular :  Elif Şafak resmi web sitesi: http://www.elifsafak.com.tr / Elif Şafak’ın twitter adresi: http://twitter.com/Elif_Safak / Facebook: http://www.facebook.com/Elif.Shafak
    Elif Şafak´la yeni kitabı ´Şemspare´yi konuştuk. Şafak, yeni bir romana başlamanın sancıları içinde sorularımızı yanıtladı. ´Bence bir Türk yazarın hiç ama hiç politikayla ilgilenmemek...Devamı >>

  Elif Şafak´ın mart başında çıkan yeni romanı "Aşk" kısa sürede en çok okunanlar arasındaki yerini aldı. Şafak önceki romanlarında olduğu gibi yine toplumsal kuralların, geleneklerin, gö...Devamı >>



Haberler
"Yazar; yalnız yazar. Okur; yalnız okur."

 

Roman sanatların en yalnızı... Yazar; yalnız yazar. Okur; yalnız okur. > Elif Şafak

 

4 Şubat 2010, Perşembe günü Bersay İletişim Enstitüsü’nün düzenlediği, “İletişimde Mükemmellik Programı 2: “Geleceği Tasarlamak” başlığı altındaki konferans dizisinde sıra Elif Şafak’ta idi.

 

Söyleşi, Sevgili Arın Saydam’ın onu tanıtan ve resmi web sitesinin açılış cümleleri olan aşağıdaki sözleriyle başladı.

“Edebiyat benim için sonsuz bir keşif ve yolculuk demek.
Ben insanlık hallerini keşfetmeyi seviyorum,
kendimi başkalarının yerine koymayı seviyorum,
ruhen göçebe olmak demek edebiyat.
Tabi ki sonuçta kendimizden izler olur ama
ben esas yazarken kendim olmaktan çıkabilmeyi seviyorum…”

 

Aşksız geçen hayat beyhude yaşanmıştır diyen Elif Şafak;

Strasburg´da doğar.

Çocukluk ve gençliğini Ankara, Madrid, Hamburg, Köln, İstanbul, Boston, Michigan ve Arizona’da geçirir.

ODTÜ Uluslar arası İlişkiler bölümünü bitirir, aynı okulda yüksek lisansını Kadın Çalışmaları bölümünde yapar, doktorasını siyaset bilimi alanında tamamlar.

1997’de ilk romanı Pinhan ile Mevlana büyük ödülünü alır. Bunu her biri çok satan ve ödüller kazanan diğer romanları izler.

Asıl soyadı Bilgin olan Elif Şafak; en büyük çıkışını 2009’da yayınlanan Aşk adlı romanı ile yapar.

Eserleri yirmiden fazla dile çevrilmiş, uluslar arası başarıya sahip, az sayıdaki değerli kadın yazarlarımızdandır.

‘’Her yazar daha çok kişi tarafından okunmak ister. Edebiyatın fanus içinde yaşamasını, edebiyatçıların tutucu ve içine kapanık hallerini benimsemiyorum’’ diyor.

Pazarlama ve tanıtımın gücüne, gerekliliğine inanıyor. Ciddi bir ekiple, bilinçli stratejilerle eserlerinin yayılmasına çalışıyor.

Aşk’ın pembe kapaklı baskısını erkeklerin almadığını fark edince, gri kapaklı maskülen versiyonun çıkartılmasına karar verecek kadar gözlemci ve aksiyoner.

Edebiyatçıların ağır takılıp, popülerliği yermesinin halkı küçümsemek olduğunu belirtiyor. ‘’çok okunan, yaygın olan kalitesiz ve ucuzdur’’ bakış açısı ile oluşan hiyerarşik yapıya, bu tür ön yargılara katılmıyor. Edebiyat dünyasının esnemesi ve daha açık fikirli olması gerektiğine vurgu yapıyor.

Topluma, halka tepeden bakan yaklaşımları gönlüme yakın bulmuyorum diyor.

Aşk’tan sonraki duyguları;

Aşk bana yeni okurlar kazandırdı, Aşk beni özgürleştirdi

Aşkı yazmadan önce daha farkıydım. Kendi romanımdan çok şey öğrendim.

Aşk’tan sonra enerjim çok dışa döndü.

Kağıt Helva ile içe dönme gayretimi yansıttım.

Aşk benim için çok zor bir kitap. Ondan sonra, ondan daha iyi ne yazacağım endişesi duyuyorum. Uykularım kaçıyor, çıtayı çok yükseltti…

Yazmak ve yazar olmadan önce okumak gerektiğine inanıyor.

Konuşabilmek için susmak, yazarken harflerin kalp atışını duymak gerek diyor.

 

Elif Şafak’ın ‘’en’’ leri

En çok kullandığı kelime; eyvallah

En çok heyecanlandığı olay; binlerce şey. Bu sıralar oğlumuzun konuşmaya başlaması (baba demiş:)

Yapmaktan en keyif aldığı iş; hikayeler anlatmak

Bir daha dünyaya gelse en çok yapmak istediği; kitap yazmak

Keşke şunu yapabilseydim dediği bir yetenek; Japon bir yönetmen olmak:)

En çok yerinde olmak istediği kişi; Yok

En sevdiği şehir; İstanbul, Madrid ve Londra

En sevdiği yemek; her türlü zeytinyağlı

Kahramanı; Asterix

En sevdiği özelliği; hayal gücü

Kendini en başarılı gördüğü durum; yazarken

 

Sizi keşfeden oldu mu sorusuna yanıtı; İletişim yayınlarındaki ilk editör; Can Kozanoğlu

Mesleğe ilk başladığındaki hayali; yazmak, durmadan yazmak

Dünya görüşü; gönlünü, zihnini, kalemini kurutmamak

Gençlere ya da her gün kendini yenileyenlere üç tavsiyesi; içinize yolculuk yapın

 

Kelimelerle nasıl köprü kuruyor?

Sakin, dingin, huzurlu bir sesi var. Her hali ile cool. Zaman zaman biraz donuk denecek kadar ağır.

Gazeteci Eyüp Can´la evli, iki çocuk annesi. Dengelerini iyi kurmuş görünüyor.

Güzel, akıllı bir kadın. Mesafeli bir duruşu var. Yazılarındaki gibi, konuşurken de çok düzgün, akıcı anlatıyor. Dinlemekten keyif aldım. İnsanın beynini, duygularını kavrıyor...

 

Elif Şafak´tan aklımda kalanlar;

Sanat, edebiyat; bağlantılar ve köprüler üzerine kurulmuştur. Kurulan en önemli bağ da insanın kendisiyle olandır.

Edebiyat, hayattaki birçok şey gibi içe dönük bir serüvendir.

Kendi içimizde kurduğumuz denge, ahenk; dışarıya ne verdiğimizi belirliyor.

Yazmak; içe doğru bir yolculuk; aynı zamanda içine doğduğumuz kimliği aşma çabası.

Yazmakla tasavvuf arasında çok ciddi bir paralellik olduğunu düşünüyorum. Her ikisi de bana verileni, ait olduğum kimliği, beni aşma gayesi taşıyor.

Edebiyatçı olmak için empati şart. Bence empati; kendin olmaktan çıkmak, kendini başkasının yerine koymak ve dünyaya onun gözünden bakmak. Sürekli başkası olmak.

Yazarlık aynı zamanda aktörlük gibi de bir şey. Çünkü yazarken; yarattığımız her karakterin yerine geçip, onu canlandırmaya, hayat vermeye çalışıyoruz.

Roman sanatların en yalnızı. Yazar yazarken yalnız, okur okurken yalnız. Diğer sanat dallarında öyle değil. Eserlerle, ürünle buluşmak, paylaşmak için kamusal alana çıkılması gerekiyor.

Oysa roman öyle değil. Romanda kitapçıya gidip alıyor ve kimsenin bilmediği bir kuytuda içimize dönüp, yalnız başımıza okuyoruz.

Roman yalnızlıktan çok besleniyor ve büyüsü de burada bence.

Bir film seyrettiğimizde hep beraber, tanımlanmış, belirlenmiş ve aynı olan bir gerçeklik algılıyor, anlatılan suretleri görüyoruz.

Oysa romanda; her karaktere okur suret veriyor, kendinden bir şey katıyor. Roman okuru pasif ya da edilgen değil, aktif. Herkesin okuması biricik. Kimsenin okuması bir başkası ile birebir aynı olamıyor. Parmak izlerimiz nasıl farklı ise okuyucunun gözü de farklı. Okur romana kendi gözü ile geliyor, romanın dünyasına kendi gözüyle giriyor.

O yalnızlığın içinde yazarla okur ruhdaşlık geliştiriyor. Tılsımlı bir bağ kuruyorlar. Bunu çok büyülü buluyorum.

Bu anlamda yazarın okuyucuyla kurduğu bağı çok önemsiyorum. Onlardan çok besleniyorum. O yüzden çok dolaşıyorum. Gözlem yapıp, dinliyorum.

Benim gözlemden anladığım etrafa bakmak, ne giyiyorlar, ne yapıyorları çözmek değil. Bu çok klişe. Benim anladığım kendimi de gözlemleyebilmek. Kendimi de sürekli değiştirmek, geliştirmek.

Romancının kendisine gülmesini, mizah duygusu olmasını çok önemsiyorum. Çünkü mizahla hüznün diyalektiğini seviyorum. Gerçek hayatta çok neşeli, etrafını güldürebilen, kolay gülebilen biri değilim, ancak yazarken bambaşka oluyorum.

Bir başka ve daha soyut bir köprü de insanlıkla, evrenle kurduğumuz bağ. İnsan bir işe başladığında, onu yaptığında sonucunun nereye varacağını bilemiyor. Oysa ağzımızdan çıkan, yazdığımız her söz, kelime, evrende çeşitli etkiler yaratıyor. Tıpkı Aşk’ta Şems’in yaptığı kazan metaforu gibi… Evren bir kazan ve içinde aş pişiyor. Biz sözlerimizle o aşa katkıda bulunuyoruz. Kem söz ettiğimizde de iyi söylediğimizde de…

İnsanın insana bir hayrı dokunması gerektiğini, böyle bir borcumuz olduğunu düşünüyorum. Ben de buna yazmakla katkı vermeye ve almaya çalışıyorum.

Yazarken kendimi okurun ve karakterlerin üstüne koymuyorum. Onlarla hem seviye olduğumu düşünüyorum. Metnin efendisi olduğumdan, okurdan çok bildiğimden emin değilim.

Yazarken çoğu zaman sonraki bölümlerde ne olacağını bilemiyorum. Hikaye benim için de sürprizlerle ilerliyor. Sanki bir sarhoşlukla yazıyorum.

Buradan da şuraya geliyor; yazarken bizim dışımızdaki bir yaratıcı güçle köprü kurduğumuza inanıyorum. Adeta yazarken bir kaynaktan su çekiyoruz. O kaynak kuruyabilir.

Örneğin Siyah Süt´te bu oldu. Önceden bir kibirim vardı. Diyordum ki ´´benim böyle gibi bir yeteneğim var, istediğim zaman yazabilirim´´. Oysa öyle olmadı. Doğumdan sonra on ay yazamadım. Derin depresyona girdim. Meğer kabiliyet dediğim şey kuruyabiliyormuş. Yaratıcı güçle köprüyü yitirdiğimde, benden gidebiliyormuş. O depresyondan çok şey öğrendim.

Mevlana kendini daima katip ve kalem-aracı olarak görüyor. Asıl yaratıcılığın başka yerden geldiğini söylüyor. Bunu ben de çok düşünüyorum... Çözdüğüm şeyler değil, ancak öyle olduğunu nedenini anlamaksızın hissettiğim şeyler.

Romanı kurarken her bir karakterin bir diğerini nasıl etkilediğini, bağları düşünüyorum.

Hayat bir bağlar yumağı…

Sessizlikte değil, hareketin içinde yazabiliyorum.

Roman küsüyor... İki gün ilgilenmeyip, ona tekrar döndüğümde beni içine almıyor. Zorlanıyorum.

Çocuk sahibi olmak insanı değiştiriyor, etkiliyor. Çocukları olduktan sonra küçük öykülere dönen Amerikalı kadın yazarlar tanıyorum. Beni de anne olmak, aile haline gelmek, yerleşik düzene geçmek etkiledi. Hem olumlu, hem olumsuz değişiklikler yaşadım, beslendim, yeni şeyler öğrendim...

Yazarken karakterlerin çoğu zaman suretleri, yüzleri olmuyor. Roman bazen; küçücük bir ´´topuklu ayakkabı ile yürüme´´ sesinden başlıyor ve gelişiyor. Roman yazarken tüm hikayeyi baştan bilmek, kestirmek ve ona hakim olmak zor. Kendiliğinden akıyor, sürprizlerle ilerliyor…

Niye yazıyorum?

Bilmiyorum. Öykü mü beni buluyor, ben mi onları buluyorum, bilemiyorum.

Bildiğim bir şey var; ben yazmaya kariyer planlarım doğrultusunda ya da mesleki hırs ile değil; çok yaşamsal bir ihtiyaçtan; ´´yalnızlıktan´´ başladım...

Ama şunu biliyorum ki kelimesiz hayatı yaşamıyorum. Nefes alamıyor gibi oluyorum.

Belki bu; gezgin ve anne-baba ayrı, yalnız, göçebe geçen çocukluğumun etkisi… Anne, baba yok, kardeş, arkadaş yok. Sürekli ordan oraya geziyorum. Kelimelerle, yarattığım hayali arkadaşlarla yaşıyorum.

 

 

(M-GEN- 25 Nisan 2010 - Ufuk Tarhan)

 

http://www.m-gen.biz/detay.asp?id=843

 

 

İzlenme : 918
Geri Dönmek İçin Tıklayın
www.elifsafak.com.tr      :                                                         © 2006 - 2017 www.elifsafak.us