. : Duyurular :  Elif Şafak resmi web sitesi: http://www.elifsafak.com.tr / Elif Şafak’ın twitter adresi: http://twitter.com/Elif_Safak / Facebook: http://www.facebook.com/Elif.Shafak
    Elif Şafak´la yeni kitabı ´Şemspare´yi konuştuk. Şafak, yeni bir romana başlamanın sancıları içinde sorularımızı yanıtladı. ´Bence bir Türk yazarın hiç ama hiç politikayla ilgilenmemek...Devamı >>

  Elif Şafak´ın mart başında çıkan yeni romanı "Aşk" kısa sürede en çok okunanlar arasındaki yerini aldı. Şafak önceki romanlarında olduğu gibi yine toplumsal kuralların, geleneklerin, gö...Devamı >>



Okurla Hasbihal
"Niçin romanlarınızı İngilizce yazıyorsunuz?"

 

Bir başka dilde yazmak...

"Niçin romanlarınızı İngilizce yazıyorsunuz?" O kadar çok karşılaşıyorum ki bu soruyla! Öncelikle küçük ama önemli bir düzeltme yapmam gerekiyor.

Ben romanlarımı İngilizce yazıp sonra da dümdüz ve kupkuru bir şekilde Türkçeye çevirttirmiyorum. AŞK bu anlamda bir "çeviri roman" değil. Türkçede satır satır yeniden yoğrulmuş, yani Türkçe yazılmış bir kitap. Ben aslında iki dilde yazıyorum. Bir romanı iki defa inşa ediyorum. Hem İngilizce hem Türkçe. İki kat mesai. İki kat emek. Uykusuz geceler, hummalı çalışmayla geçen saatler, bana yetmeyen gündüzler. Peki neden? Tek bir açıklaması var: "Sevdiğim için!" Sevmezsen eğer, keyif almazsan, yapılabilecek bir iş değil ki bu. Ancak dille oynamaktan müthiş keyif alıyorsan, kelimelerin ahengini yüreğinde duyuyorsan ve diller arası yolculuklar yapmaya meftunsan yapılabilecek bir iş. Aksi takdirde düpedüz delilik!

"İyi ama niçin İngilizce?" sorusu tekrarlanıyor gene de. İçimde bir yerlerde bir fısıltı yükseliyor her seferinde: "Niçin bir başka dilde de yazmayayım? Niçin olmasın?" İngilizce benim için son derece matematiksel bir dil. Aklım ön planda. Türkçe ise son derece duygusal bir dil. Yüreğim ön planda. Akıl ve yürek, İngilizce ve Türkçe, matematik ve şiir ile kuruyorum romanlarımı. Zıtlıklardan beslenerek!

"Ama İngilizce yazınca İngiliz edebiyatının yazarı oluyorsunuz. Öyle değil mi?" Öyle değil! Bu ayrımların hepsi geçtiğimiz yüzyıla ait kategoriler. Artık yetmiyor. Bize yeni sözler, yeni kriterler, yepyeni kategoriler lazım. Yaşadığımız yüzyıl göçlerin, göçebeliklerin, yerinden kalkıp başka yere gitmelerin, hareketliliklerin yüzyılı. Bu çağda kimlikler çoğul, heterojen ve esnek. Bu çağda sentezler ve melezlikler önemli. Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki birden fazla dilde yazabilir, konuşabilir ve hatta hayal kurabiliriz. Mümkündür. Bunu ancak yaşayanlar bilir. Uzun süre yurtdışında yaşayan bir tanıdığınız varsa, sorun ona, hiç başka bir dilde rüya görmüş mü? "Evet" diyecektir. Eğer bir başka dilde rüya görebiliyorsak, bu da demektir ki bir başka dilde şiir, roman, öykü de yazabiliriz. Almanya da, Hollanda da, Fransa da yaşayan Türklerden çok önemli edebi sesler çıkacak ve çıkıyor.

Doğrusu bir başka dilde kendini ifade etmek bir yazar için kolay iş değildir. Hele ki insan çift dilli büyümemişse, öteki dili sonradan öğrenmek durumunda kalmışsa. Ama dünya edebiyat tarihi bu minvalde birbirinden ilginç örneklerle doludur. Fransa da yakın dönemde listeleri altüst eden bir yazardan örnek verelim: Jonathan Littell. Aslen Amerikalı. İkinci Dünya Savaşı üzerine 900 sayfalık bir roman yazdı. Ve bu romanı baştan sonra Fransızca kaleme aldı. Neden bu yolu seçtiğini soran gazetecilere kendisini Stendhal ve Flaubert in dilinde ifade etmek istediğini söylüyor.

Sonradan öğrendiği dilde yazmanın en iddialı örneği Joseph Conrad dır. Üstelik öğrendiği ikinci dilde değil, üçüncü dilde yazmıştır. Polonya kökenli yazarın ikinci dili Fransızcadır. İngilizceyi çok sonra öğrenir ama en güzel eserlerini bu dilde verir. Neden İngilizce yazdığını soranlara şu cevabı verir: "Bunu ben seçmedim. Bu dil beni çağırdı." İngilizcenin çağrısını işittiğini söyler Conrad. Bugün muazzam bir saygınlığı olmasına rağmen yaşadığı dönemde çok ağır laflar işitmiştir Conrad. Hatta bir nevi "ucube" olarak görülür. Ve işin ilginç yanı, en çok da diğer yazarlar tarafından eleştirilir. Mesela Virginia Woolf öyle beter sözler söyler ki. Ah kadın yazarların acımasızlıkları! Virginia Woolf, Conrad ın İngilizcesiyle alay eder. Onu sonradan öğrendiği bir dilde debelenmekle itham eder. Ama Conrad ın dünya edebiyatının en kalıcı eserlerine imza atmasına mâni olamaz bu tuhaf eleştiriler.

Üçüncü dilde yazan bir başka önemli kalem Nabokov dur. Aksanı bozuktur ama yazısı müthiş. Samuel Beckett ise iki dilliliği seçer. Ne Fransızcadan vazgeçer ne İngilizceden. En önemli eserlerinden bazılarını –mesela Godot yu Beklerken- Fransızca yazar ve sonra gene kendisi İngilizceye çevirir. Çok örnek var: İbranice yazan Arap yazarlar, Fransızca yazan İngiliz yazarlar ya da hem İngilizce hem Rusça yazan Doğu Avrupalı yazarlar... Ve elbette Halide Edip Adıvar. Hem İngilizce hem Türkçe yazan bir kadın yazar.... Dünya edebiyatı çarpıcı örneklerle dolu. Edebiyatta ve sanatta hayal gücü sonsuz, yazarlık yöntemleri farklı farklıdır. Hepsi de mübahtır. Yeter ki zihnimizi önyargılarla daraltmayalım.

 

Zaman, 17 Mart 2009

 

İzlenme : 18615
Geri Dönmek İçin Tıklayın
www.elifsafak.com.tr      :                                                         © 2006 - 2017 www.elifsafak.us