. : Duyurular :  Elif Şafak resmi web sitesi: http://www.elifsafak.com.tr / Elif Şafak’ın twitter adresi: http://twitter.com/Elif_Safak / Facebook: http://www.facebook.com/Elif.Shafak
    Elif Şafak´la yeni kitabı ´Şemspare´yi konuştuk. Şafak, yeni bir romana başlamanın sancıları içinde sorularımızı yanıtladı. ´Bence bir Türk yazarın hiç ama hiç politikayla ilgilenmemek...Devamı >>

  Elif Şafak´ın mart başında çıkan yeni romanı "Aşk" kısa sürede en çok okunanlar arasındaki yerini aldı. Şafak önceki romanlarında olduğu gibi yine toplumsal kuralların, geleneklerin, gö...Devamı >>



Yazılar
Kaleci Sylva biiir, aşçı Kerim usta ikiii

 

– ‘Aşçıya söyle, Allah tuttuğunu altın etsin. Bu akşam kaleci Sylva biiir, Kerim usta ikiii. Gecenin yıldızı bunlar, yıldızı...’

 

Kıkırdamak ile boğulmak arası bir ses çıkararak arkasına yaslandı takım–kravat–ve–muhtemelen–üst–düzey–bürokrat olan saçları vaktinden evvel dökülmüş orta yaşlı adam. Keyifliydi şüphesiz, bir o kadar da çakırkeyif. Burnu kızarmış, gözleri hafiften kanlanmıştı. Ama Dünya Kupası’nın açılış maçının skorunu haber aldığı andan beri durmadan konuşuyordu, tonunu bir türlü ayarlayamadığı tarazlanmış bir sesle ve önüne kimsenin geçemediği bir enerjiyle. İzmir Kordon Boyu’ndaki ışıltılı balık lokantalarının tıka basa dolu yemek masalarında demlenen ve kılık–kıyafet–mimikler itibarıyla şaşırtıcı raddede birbirlerine benzeyen müşteriler, onun ısrarlı teşvikiyle zaten üç kez kadeh kaldırmışlardı önce Sylva, sonra Fadiga, sonra gene Sylva’nın şerefine. Adamın masasında oturan birbirinden üç ayrı yaş grubundan üç kadın (karısı–kızı–kayınvalidesi), normal hava ve yol şartlarında futbolla zerrece ilgilenmiyorlardı muhtemelen; ama bu gece onlar dahi defalarca tebessüm etmişlerdi Senegal’in zaferine.

 

Neden sonra, aniden karısının kulağına eğilerek fısıldadı dilini de, neşesini de dizginleyemeyen adam: “Ahmak kafa! Tuttuk bi de Fransa’ya oynadık. Yarın gör bak herkes ne paralar kaybetti!’ Karısının tebessümü tedirgin çizgiler çizerek solarken dudaklarında, durumun farkında görünmeyen adam, ‘Ah! Ah! Yaktın bizi Fransa!’ diye iç geçirdi iki kahkaha arasında. Ve hemen ardından ekledi:

 

–‘Olsun, Senegal’e feda olsun. Adamlar tarih yazdı! Tarihte kaç kez olur bu!”

 

O esnada masaya servis yapmakta olan genç garson sorulan sorunun cevabı dudaklarının arasından kaçacakmışçasına telaşla açıp kapadı ağzını, ama bir şey demedi. Onun bıraktığı suskunluğun boşluğunu, yan masalardan yükselen konuşmalar doldurdu. Usuldan serinleyip ağırlaşırken hava, takım–kravat-ve-muhtemelen–üst–düzey-bürokrat adam memnun, yorgun, durgun yaslandı arkasına. Karısının kemirgen bakışları altında dalgın dalgın batırdı çatalını Kerim ustanın kalkan tavasına. Dünya Kupası’nın açılış maçı böyle yakından takip edildi İzmir Kordon Boyu’ndaki balık lokantalarında.

 

* * *

 

Alışkanlıklarımız geçmişten gelir. Öyle olduklarını bilsek de, bilmezden gelsek de. Servet ile olan ilişkimiz de, Osmanlı’dan devralırken örselediğimiz, örselendiğimiz kültürel mirasın bir parçasıdır. Bu sebepten işte, diken diken bir ilişkimiz var parayla ve parası olanlarla. Diken diken ve iki yüzlüce...

 

Sırtı sağlam, karnı tok olana kızarız bir yandan. Osmanlı’nın duraklama–gerileme devirlerini anlatan kitaplarda, sunturlu bir küfür gibidir Lale Devri’nin maddiyatçılığı. Ve bugün hâlâ Lale Devri dendi mi, bir dönemin olumlu–olumsuz ayırt edici özellikleri değil de, üzerlerine mum dikilmiş kaplumbağaların cirit attığı menevişli bahçelerde orjivâri sefahat alemlerine dalanların bulanık suretidir eğitim sistemimizin rahlesinden geçen her Türk gencinin aklında kalan. Keza Türk romancılığının ilk ‘öteki’sinin, baba parasını har vurup harman savurduktan sonra tepetaklak devriliveren mirasyedi tiplemesi olması da tesadüf değildir.

 

Belki de milletçe bahtsızlığımız, paraya dayalı bir ekonomik sisteme ve onun beraberinde getirdiği kültürel yapılanmaya şerbetli değilken daha, tam gaz son sürat bodoslama dalmak oldu modernleşme–Batılılaşma–kapitalistleşme kulvarına. 2002 senesi itibarıyla bugün ne yardan geçebiliriz ne serden. Ne para kazananları sevebilir, ne para kazanma gayesinden vazgeçebiliriz. Ve hâlâ milletçe, iflas ve intihar eden zenginlerin ibret dolu hayat hikâyelerinde ararız yaşadığımız paket paket hakkaniyetsizliğin cılız ve acıklı tesellisini.

 

Tarihinde ilk kez finallerde oynayan Afrika ülkesi Senegal’in zaferi, mutsuz evliliklerimizin, dayatılmış yükümlülüklerin, haksız işbölümlerinin ortasında açılmış bir hava deliği gibiydi. Gene kazansa gene sevinirdik elbet. Ama paramızı gene ona değil, rakibine yatırarak.

 

02.06.2002

 

İzlenme : 1993
Geri Dönmek İçin Tıklayın
www.elifsafak.com.tr      :                                                         © 2006 - 2017 www.elifsafak.us